Logo
Logo

Command Palette

Search for a command to run...

Gençlik ve İslam Davası: Bir İhya ve İnşa Süreci

Halil İbrahim Çakır
3 Temmuz 2025
1
Gençlik ve İslam Davası: Bir İhya ve İnşa Süreci
Gençlik, milletlerin ve ümmetlerin geleceğinin anahtarıdır. Tarih boyunca büyük devletler, dinamik ve adanmış genç nesillerin omuzlarında yükselmiştir. İslam Devleti de Peygamber Efendimiz'in genç sahabeleriyle inşa edilmiş, İslami değerler genç ruhların enerjisiyle tüm dünyaya yayılmıştır. Günümüzde ise İslam coğrafyasının karşı karşıya olduğu zorluklar, genç Müslümanlara sadece bireysel ibadetlerle sınırlı kalmayan, çok daha kapsamlı bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluk, sadece namaz kılmak, oruç tutmak gibi temel ibadetleri yerine getirmekle kalmayıp, İslam'ın adalet ve hakikat üzere kurulmuş toplumsal düzenini yeniden inşa etme, bir İslam devleti vizyonunu gerçeğe dönüştürme ve bu uğurda her türlü fedakârlığı göze alma cesaretini gerektirmektedir. İşte bu noktada, gençlerin İslam için yapması gerekenler, bir ibadet anlayışından çok, kapsamlı bir hayat davasına dönüşmelidir. Gençlerin bu dava için yapması gerekenler, basit bir ahlaki iyileşmenin ötesinde, İslami bir devletin yeniden inşası hedefiyle siyasi ve toplumsal bir mücadele içermelidir.


İlk olarak, gençler ilimle ve hikmetle donanmalıdır. Zira cehalet, hem ferdi hem de toplumsal gelişimin önündeki en büyük engeldir. Kur'an'ın ilk emrinin "Oku!" olması da tesadüf değildir. Gençler, sadece dini ilimleri derinlemesine öğrenmekle kalmayıp, aynı zamanda içinde bulundukları çağın bilimsel, teknolojik, ekonomik ve siyasi dinamiklerini de kavramalıdır. Modern dünyanın sorunlarını anlayıp, bunlara İslami perspektiften çözümler üretebilmek için kapsamlı bir bilgi birikimine sahip olmak elzemdir. Bu bilgi, sadece kafa karıştırmak için değil, Hakk'ı batıldan ayırmak, siyasi sistemlerin işleyişini çözmek ve topluma doğru yolu göstermek içindir. Bu bağlamda, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in "İlim tahsil etmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır" hadisi, bu bilginin sadece bir hobi değil, bir görev olduğunu vurgular; özellikle de Müslüman toplumların yönetimde ve siyasette geri kaldığı bir dönemde bu bilginin stratejik önemi oldukça elzemdir.


Gençler, bu değerleri ve öğrendikleri ilmi kendi hayatlarında yaşayarak, çevrelerine örnek teşkil etmeli, hâliyle davet etmekle siyasi yapının temelini sağlam atmalıdır. Toplumda yaygınlaşan ahlaki yozlaşmaya karşı durarak, kendi çevrelerinde bir ahlak ve fazilet abidesi olmak, İslam devleti inşa sürecinin en temel tuğlalarından biridir. Ayrıca, İslami bir düzenin tesisinde aktif ve doğrudan bir siyasal rol üstlenmelidir. Bu, mevcut sistemlerdeki adaletsizliklere karşı dik durmak, zulme karşı ses yükseltmek, hak ve hakikati cesurca savunmak anlamına gelir. Tıpkı Hz. Ömer'in genç yaşta İslam'a kucak açmasıyla davete güç katması, Musab bin Umeyr'in ilmi ve cesaretiyle İslam devletinin inşasında kilit rol oynaması gibi, davanın siyasi ve toplumsal sorumluluğunu üzerine almalıdır. Onlar, sadece eleştiren değil, aynı zamanda çözüm üreten, inisiyatif alan ve sorumluluk üstlenen bireyler olarak, "ben" merkezli bir yaşamdan "ümmet" merkezli bir yaşama geçişi fiilen gerçekleştirmelidir.


Son olarak, gençler, dava uğrunda fedakârlığı göze almalıdır. İslam devleti, koltukta oturarak veya sadece dua ederek kurulmaz; bedel ödemeyi gerektirir. Bu bedel, rahatından feragat etmek, dünyevi menfaatleri geri planda tutmak, bazen maddi zorluklara katlanmak, hatta gerektiğinde canını feda etmek de olabilir. Keza Hz. Peygamber (s.a.v.)'in genç sahabeleri, davaları uğruna yurtlarını terk etmiş, sevdiklerinden ayrılmış, canlarını siper etmişlerdir. Bu adanmışlığı ve gayeyi Kur'an-ı Kerim bizlere şöyle buyurur:

"Rabbinizden bir mağfirete ve eni göklerle yer kadar olan cennete koşuşun ki o, Allah'a ve Resûlüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir." (Hadid Suresi, 21. Ayet)


Gençlerin bu ruhla, nefsi arzularını değil, Allah'ın rızasını ve İslam'ın yücelmesini öncelemesi, dava adamlığının ve devlet kurma azminin en belirgin özelliğidir. Kıyamet gününde, hiçbir gölgenin bulunmadığı o zorlu günde, Allah'ın Arşı'nın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insandan biri, "Allah'a ibadetle yetişen gençtir." (Buhari, Zekât 16; Müslim, Zekât 91) hadisi de, gençliğini bu ulvi gaye uğruna harcayanların ahiretteki yüce makamını net bir şekilde ortaya koyar. Dünya hayatında ise böyle bir genç, iç huzura, berekete ve Allah'ın yardımına mazhar olur. O, fani heveslerin peşinde savrulan değil, yüce bir gaye için yaşayan, topluma faydalı, örnek bir ferttir. Tek gaye ve hedefi, ümmetin yeniden uyanışını, dirilişini ve şanlı bir İslam devletinin inşasını gerçekleştirmek olup bunu, sadece geçmişin ihtişamına duyulan bir özlem olarak değil, aynı zamanda geleceğe dair somut bir vizyon ve bu vizyonu hayata geçirmenin derdindedir.


Ey gençler! Sizler, ilimle donanmış, ahlakıyla örnek, İslam'ın toplumsal ve siyasal sorumluluk bilinciyle hareket eden ve gerektiğinde fedakârlıktan çekinmeyen bir nesil olarak ortaya çıktıkça, İslam davası yeniden filizlenecek, adalet ve hakikat sancağı yeniden dalgalanacaktır. Unutulmamalıdır ki, her büyük değişim, genç ve dinamik ruhların adanmışlığıyla başlar. Gelecek, İslam için sorumluluk alan, yorulmak bilmeyen, azimli gençlerin omuzlarında yükselecektir.

Diğer Makaleler