Nakba Bir Toprak Değil, Ümmet Sorunudur!
Abdurrahim Şen
97

“Nakba bir toprak değil, ümmet sorunudur.” ifadesi, Nakba olayını sadece coğrafi bir kayıp olarak değil, daha geniş bir perspektifle ele alan bir bakış açısını yansıtır. Peki, “Nakba nedir?” Nakba 1948’de, Filistin topraklarında Yahudi varlığı devleti “İsrail”in kuruluşu sürecinde yüz binlerce Filistinlinin yerinden edilmesi, on binlerce Müslüman kardeşimizin katledilmesi, köylerin boşaltılması ve büyük bir insani krizin yaşanmasıdır.
“Nakba”, Arapça bir kelime olup “büyük felaket” anlamına gelir. Bu felaket ise yeryüzünde oldukça kalabalık olmalarına rağmen Müslümanlara isabet etmiştir. 1948’den bugüne Filistin’de yaşadığımız işgalci “İsrail” sorunu, 1916’da Sykes-Picot Antlaşması ile Osmanlı’yı parçalayan İngilizlerin var ettiği bir sorundur. Müslümanların arasına Sykes-Picot Anlaşması ile suni sınırlar çizilip onların somut kardeşlik bağlarını ortadan kaldıran Batılı sömürgeci devletler, Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulmasında da başrol oynamışlardır.
İngilizler, Müslümanlar yeniden tek bir ümmet olamasın, hilafet çatısı altında birleşerek kendileri için ölümcül bir tehdide dönüşmesinler diye Orta Doğu’da sürekli çatışma, kriz, kaos ve gerilim üretmesi için Yahudi varlığını Müslümanların kutsal topraklarının kalbine bir hançer gibi saplamışlardır. İşte bunların sonucu olarak da Nakba meydana gelmiştir. Bu felaket, 7 Ekim Aksa Tufanı ile de yüzünü tekrar dünyaya açık etmiştir.
Peki, 1948’de başlayıp günümüze kadar ulaşan bu felaket sadece Filistinli Müslümanların sorunu mu? İşgalci Yahudi varlığı tarafından şehit edilen Müslümanlar, kundakta katledilen bebekler, henüz anne karnında vefat eden yavrular sadece Gazzeli Müslümanların sorunu mu? Elbette hayır! Bu mesele tüm İslam ümmetinin ortak sorunudur.
Allah Azze ve Celle bizleri mümin ve tüm müminleri de kardeşler olarak nitelendirmiştir: “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurat 10) Resûl (sav) de bir Müslümanın diğerine olan sorumluluğunu dile getirerek şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir.” Bunlar vb. hükümlerde belirtildiği üzere Nakba, tüm İslam âleminin ortak sorunudur. Bu sebeple Müslümanlar şu düstur ile hareket etmelidir: “Müslümanlar diğer insanlardan ayrı olarak tek bir ümmettir. Barışları da tektir savaşları da tektir.”
Peki, İslam ümmeti bu sorunu çözmek için bir şey yaptı mı? Resûlullah’ın hadisinde olduğu gibi tek bir vücut olarak hareket etti mi? Evet, Gazze olayları sırasında İslam ümmeti kendinde hayır olduğunu bir kere daha gösterdi, elhamdülillah. Filistin, Türkiye, Bangladeş vd. İslam beldelerindeki Müslümanlar rüştünü ispat etmiştir. Ancak Nakba felaketi sırasında sınıfta kalanlar bu ülkelerin yöneticileri olmuştur. Efendilerinin sözünden çıkamayıp reel politik putunun arkasına gizlenmişlerdir.
Müslüman halklar; söz konusu Mescid-i Aksa olduğunda, mümin kardeşleri olduğunda tek bir vücut gibi hareket edebildiklerini göstermişlerdir. Müslümanlar, meydanları doldurmuş ve kalıcı ve esaslı çözümün, orduların Aksa’ya seferber edilmesi olduğunu haykırmıştır. Bu çağrı kamuoyunda kabul görmüş; tüm platformlarda Müslümanlar “Ordular Aksa’ya!”, “Mehmetçik Gazze’ye!” çağrısını güçlendirmişlerdir.
Peki, bu çağrıya kimler kulak tıkadılar? İslam beldeleri yöneticilerinin ta kendileri. Onlar bu felaket karşısında sadece âcizler gibi kınamakla yetindiler. Oysa Allah onların omuzlarına bu ümmetten daha fazla sorumluluk yüklemiş, onlara bu yolda cihadı emretmiştir. Ama onlar âcizler gibi yerlerine çakılıp kalmışlardır. İslam beldeleri yöneticileri, ihanetlerini ayan beyan ortaya koymuşlardır. Artık onlardan bir şey beklemek beyhudedir. Bu sorunun çözümü açıktır: Demir, demiri döver; ordu, ordu ile defedilir. İşgalci Yahudi varlığı ancak güçten anlar; bu, akli bir gerçektir.
Meselenin bir de şer’i boyutu vardır. Bir İslam beldesi işgal edilir ve zulme maruz kalırsa, o beldenin halkı bu zulmü defetmeye güç yetiremiyorsa o beldeye en yakın Müslümanların üzerine yardım etmek vacip olur ve işgalci İslam topraklarından sökülüp atılana kadar bu böyle devam eder. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse yardım etmek üzerinize borçtur.” (Enfal 72)
Bu görev ise İslam beldesindeki ordulara aittir. Onları harekete geçirecek olan ise yöneticidir. Eğer yönetimde söz sahibi olan kişi bu farziyeti yerine getirmezse onun değiştirilip yerine yeni bir yönetici seçilmesi gerekir. İslam ümmeti ise başındaki yöneticilere bu işgalin son bulması için baskı yapmalı, onları muhasebe etmelidir. İşte şer’i olan çözüm budur. Bundan dolayı Müslümanlar, arkasında savaşılacak, onunla korunup güven bulunacak bir halifenin etrafında toplanmak zorundadır. Bu hem şer’i bir hüküm hem de siyasi bir zorunluluktur. Nitekim Resûl Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki imam (halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve onunla korunulur.” (Müslim, Kitabü’l-İmare, 1851)
Gelinen noktada başımızdaki rüveybida yöneticilerin ne Gazze’de ne diğer İslam beldelerinde ne de kendi topraklarında olan felaketleri umursadıkları söylenebilir. Onlar bu kapitalist sistemin bekçileri konumundadırlar ve bu sistemin özünde bulunan pragmatist dünya görüşü ile hareket etmektedirler. Bu yüzden hem yaşanan felaketlerin bitmesi hem de İslam âleminin eski izzet ve şerefine kavuşabilmesi için yapılması gereken, nübüvvet metodu üzere hilafeti kurmaktır. İşte, kalıcı ve esaslı çözüm budur.
Sözlerimi Gazzeli şehit Esma bacımızın ifadeleriyle bitiriyorum:
“Durumumuzu soruyorsunuz. TV ekranlarını açın, oradan izlersiniz; yayınlar canlı ve anlık bilgiler veriyor. Televizyonları açın ve izleyin, sadece bizi izlemekle yetinin; herhangi bir şey yapmadan sadece bize bakın. Bir şey yapmadan sadece kınayın. Desteklediğiniz ve kendisinden yardım istediğiniz Türkiye lideri! Sizden yürüyüşler istemiyoruz. Ürdün diyor ki: ‘Yürüyüş yapacağız!’ Siz gidin, ruhlarımız için yürüyüş yapın; bizim için yürüyüş yapmayın. Mısır, bize yardım gönderebilmek için ateşkesin olmasını bekliyor. Taşlara mı, enkazlara mı, ölen insanlara mı, toplu mezarlara mı yardım gönderecek? Rabbim! Bizi satanlardan, bize ihanet edenlerden, ‘İsrail’ ile ortaklık kuranlardan, onlarla dostluk kuranlardan intikam al! Onları affetmiyoruz! Ey ‘İsrail!’ Seni destekleyen, seninle normalleşen, senden nemalanan ve yaralarımız üzerinde dans edenleri affetmiyoruz! Allah bize yeter; O ne güzel vekildir!”








