Gençliğin Hicreti Nereye Olmalı?
Muhammed Bera Marşap
41

Hicret, yalnızca bir göç hareketi değildir, aynı zamanda bir medeniyet inşasının, yeni bir toplum düzeni oluşturmanın başlangıcıdır. Mekke’de baskı ve zulüm altında yaşayan Müslümanlar, Medine’ye hicret ederek hem inançlarını korumuş hem de Allah’ın kanunlarıyla hükmeden bir devlet kurmuşlardır. Bu zorlu süreçte gençlerin rolü de oldukça büyüktür. Genç sahabeler cesaretleri, fedakârlıkları ve kararlılıklarıyla hicretin en önemli taşıyıcıları olmuş, İslam toplumunun kuruluşunda aktif görev üstlenmişlerdir.
İslam’ın ilk yıllarında gençler, davanın en ön saflarında yer almıştır. Hz. Ali’nin, Peygamber Efendimizin yatağında yatarak hayatını riske atması büyük bir cesaret örneğidir. O gece müşrikler Peygamber Efendimizi öldürmek için evin etrafını sarmışken, Hz. Ali hiçbir korku göstermeden onun yatağına yatmış ve canını ortaya koymuştur. Bu olay, genç bir Müslümanın davası uğruna nasıl fedakârlık gösterebileceğinin en açık örneklerinden biridir. Hz. Ali’nin bu tavrı, imanının kuvvetini ve Peygamber Efendimize olan bağlılığını göstermektedir.
Mus’ab bin Umeyr ise Medine’ye gönderilen ilk öğretmenlerden biri olmuş ve İslam’ın yayılmasında önemli rol oynamıştır. Mekke’nin zengin ailelerinden birine mensup olmasına rağmen, İslam’ı seçtiği için ailesinin tüm imkânlarından mahrum bırakılmıştır. Ancak buna rağmen davasından vazgeçmemiştir. Genç yaşına rağmen sahip olduğu hitabet gücü, bilgisi ve örnek ahlâkı sayesinde Medine halkının İslam’a yönelmesine katkı sağlamıştır. Özellikle Medine’de birçok insan onun vesilesiyle Müslüman olmuş ve hicret öncesinde İslam için uygun bir ortam oluşmuştur. Bu yönüyle Mus’ab bin Umeyr, gençlerin yalnızca savaşta değil; eğitim, tebliğ ve toplum inşasında da önemli görevler üstlenebileceğini göstermiştir.
Bunun yanında genç sahabelerden Zeyd bin Harise ve Abdullah bin Mesud gibi isimler de İslam toplumunun oluşumunda önemli görevler üstlenmişlerdir. Abdullah bin Mesud’un genç yaşta Kur’an öğrenip insanlara öğretmesi, İslam’ın ilim ve eğitim temelinde yayılmasına katkı sağlamıştır. Aynı şekilde Usame bin Zeyd’in genç yaşta ordu komutanı olarak görevlendirilmesi de İslam’ın gençlere verdiği değeri göstermektedir. Peygamber Efendimizin, genç yaşına rağmen ona büyük sorumluluklar vermesi, gençlerin toplumun geleceğinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu örnekler, gençlerin yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda kurucu bir nesil olduğunu da göstermektedir.
İşte tüm bu örnekler bize göstermektedir ki hicret süreci yalnızca belli yaşta insanların omuzladığı bir mücadele değildir. Gençler, İslam’ın ilk yıllarından itibaren hem fikrî hem de fiilî mücadelede önemli roller üstlenmişlerdir. Kimi zaman canlarını ortaya koymuş, kimi zaman mallarından vazgeçmiş, kimi zaman da insanlara İslam’ı anlatarak büyük sorumluluklar taşımışlardır. Bu fedakârlıklar sayesinde Medine’de güçlü bir İslam toplumu oluşmuş ve Müslümanlar kendi değerleriyle yaşayan bağımsız bir yapıya kavuşmuştur. Bu nedenle hicret, yalnızca bir yer değişikliği değil; aynı zamanda İslam’ın hâkim olduğu bir toplum kurma çabasının adı olmuştur.
Hicret sonrasında Medine’de kurulan düzen, İslam otoritesinin ilk örneğidir. Medine Vesikası ile farklı topluluklar arasında adalet esasına dayalı bir toplum yapısı oluşturulmuştur. Muhacir ve Ensar arasında kardeşlik bağı kurulmuş, insanların kökenine değil, inancına ve ahlâkına değer verilmiştir. Bu yeni toplum düzeninde gençler askerî, sosyal ve eğitim alanlarında önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Böylece hicret, bir kaçış değil; İslam üzere bir toplum kurma hedefinin ta kendisidir.
Günümüzde ise asıl örnek almamız gereken dönüm noktası, sahabelerin hicret vasıtasıyla ümmet ve gençlik için teoride kalan değil, bizzat yaşanan ve tatbik edilen bir İslam nizamına geçiş yapmış olmalarıdır. Mekke'deki zorlu süreçten sonra Medine'de hayatın her alanına yön veren o canlı İslami ortamı sağlayanlar, bizzat o dönemin imanlı kadroları ve sahabeleri olmuştur. Bugün bizim yaşadığımız bu asırda da gençlerin karşı karşıya kaldığı en büyük problem, İslam'ın hayat sahnesinden uzaklaştırılmış olmasıdır. Maddi imkânların artmasına rağmen manevi boşluğun büyümesi, mevcut Batılı nizamların hayatımızı kuşatmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle günümüz gençliğinin hicreti; yalnızca bireysel bir ahlak arayışı değil, bizzat yaşadığımız bu bozuk ortamı kökten değiştirerek yeniden yaşanabilir bir İslam ortamına, yani Allah’ın kanunları ile hükmeden İslam otoritesine geçiş yapmak hedefiyle olmalıdır. Gerçek hicret, Müslümanların kendi değerleriyle yaşayabileceği o şer'î iklimi ve otoriteyi yeniden inşa etme mücadelesidir. İşte bu büyük değişim de ancak ve ancak nassların hayat bulmasıyla mümkündür. Çünkü biz biliyoruz ki mevcut fasit sistemde gençlerin sorunlarının yegâne çözümü İslam’ın yönetimindedir. İslam ideolojisini kendine adeta bir pusula olarak benimsemiş biz davetçi gençler ise bu düstur ile toplumun farklı kesimlerinden gençleri İslami bir hayata ve Allah’ın hükümlerine çağırmalı, onlara kurtuluşun ancak İslam otoritesinde olduğunu haykırmalıyız.
Geçmişte genç sahabeler nasıl ki Medine'de İslam'ın yaşanabileceği o siyasi ve sosyal ortamı kurmak için fedakârlık göstermişlerse, biz de bugün aynı köklü duruşu sergilemeliyiz. Altını çizmemiz gerekir ki ümmetin geleceği, gençlerin omuzlayacağı bu büyük değişimle şekillenir. Bu nedenle gençlik; mevcut sistemlerin vadettiği anlamsızlığın peşinden değil, topyekûn bir İslami hayatı ikame etme sorumluluğunun peşinden gitmelidir. Biz de bunun için tüm çabamızı ortaya koymalı ve tıpkı genç sahabelerin ilk İslam toplumunun ve devletinin kuruluşunda pay sahibi oldukları gibi, biz de İslam’ın hükümlerinin tekrar yeryüzüne hâkim kılınmasında, yaşanabilir bir İslam nizamının kurulmasında pay sahibi olmalıyız. Hiç şüphe yok ki Rabbimiz bu yolda yâr ve yardımcımızdır. Sözlerimi şu dua ile noktalamak istiyorum: Allah Subhanehu ve Teâlâ, kendisinin razı olacağı, İslam'ın otoritesini yeniden ikame edecek bir gençlik yaşamamızı biz genç Müslümanlara nasip etsin inşallah. Âmin.








