Kurban Paylaşmaktır Ama Neyi?
Tevfik Faruk Demirci
30

İslam dininde ibadetler, yalnızca belirli ritüellerin yerine getirilmesinden ibaret değildir; her ibadet, insanın hem Rabbiyle olan ilişkisini güçlendiren hem de toplumla olan bağlarını kuvvetlendiren derin anlamlar taşır. Bu ibadetlerden biri olan kurban da zahirde bir hayvanın kesilmesi olarak görülse de hakikatte çok daha geniş bir anlam dünyasına sahiptir.
Kurban, paylaşmaktır ancak bu paylaşım sadece kesilen hayvanın etinin paylaşılması değildir. Kurban, imanî bir bilincin, teslimiyetin, fedakârlığın ve ümmet olma şuurunun paylaşımıdır.
Kurban ibadetinin temelinde Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyet yer alır. Bu teslimiyetin en çarpıcı örneği, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in kıssasında karşımıza çıkar. Hz. İbrahim, Allah’ın emrine uyarak en sevdiği varlık olan oğlunu kurban etmeye razı olmuş, Hz. İsmail de bu ilahi emre büyük bir teslimiyetle boyun eğmiştir. Kur’an-ı Kerim bu teslimiyeti şöyle anlatır: “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat 102) Bu ayet, kurbanın özünde yatan ruhu açıkça ortaya koymaktadır.
Kurban, insanın Allah için en değer verdiği şeylerden vazgeçebilme iradesidir. Bu yönüyle kurban, fedakârlığın en somut hâlidir. Fedakârlık ise yalnızca bir şey vermek değil; aynı zamanda tevekkül etmeyi, adanmayı ve Allah için vazgeçebilmeyi öğrenmektir.
Kurban, tevekkül ve teşebbüsün aynı noktada buluştuğu bir ibadettir. İnsan, kurbanını keserek üzerine düşen görevi yerine getirir fakat o ibadetin kabulünü, bereketini ve doğuracağı sonuçları Allah’a bırakır. İşte bu noktada kurban, sadece bir kesim değil; sonucu Allah’a havale edilen bir adanmışlık hâline gelir. Kul, elinden geleni yapar (teşebbüs), ardından kalbini Allah’a bağlayarak sonucu O’ndan bekler (tevekkül). Bu yönüyle kurban, insanın Rabbine olan güveninin ve bağlılığının güçlü bir ifadesidir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır.” (Hac 37) Bu ayet, kurban ibadetinin sadece şekilsel bir uygulama olmadığını, asıl maksadın kalpteki samimiyet ve Allah’a yakınlık olduğunu vurgular. Dolayısıyla kurban paylaşmaktır ama öncelikle takvayı, samimiyeti ve teslimiyeti paylaşmaktır.
Kurban aynı zamanda ümmet bilincinin en güçlü şekilde hissedildiği ibadetlerden biridir. İslam yalnızca bireysel bir inanç sistemi ya da salt toplumsal dayanışmayı önceleyen bir yapı değildir. İslam; hayatın tamamını kuşatan, insanın bireysel, toplumsal ve siyasal yönünü düzenleyen ilahi bir nizamdır. Kurban kesen bir Müslüman, sadece kendi ailesini değil, çevresindeki ihtiyaç sahiplerini de düşünür. Bu durum, İslam’ın adalet anlayışının bir yansımasıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Komşusu açken tok yatan, bizden değildir.” (Hadis-i Şerif)
Bu hadis, İslam toplumunda bireylerin birbirine karşı sorumluluğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kurban ibadeti sayesinde zengin ile fakir arasındaki mesafe azalır, toplumda birlik ve beraberlik duyguları güçlenir. Kurban eti, sadece bir gıda maddesi değil; aynı zamanda sevginin, merhametin ve kardeşliğin bir sembolüdür. Kurban vesilesiyle paylaştığımız bu kardeşlik duygusu, ümmeti yeniden tek bir kalkan altında toplayacak siyasi vahdete (birliğe) duyulan özlemi de diri tutmalıdır. Paylaşım, kurbanın merkezinde yer alan en önemli kavramdır. Ancak bu paylaşım, yalnızca maddi bir paylaşım değildir. Kurban; merhametin, kardeşliğin ve sorumluluğun paylaşımıdır. İnsan, sahip olduğu nimetleri başkalarıyla paylaştıkça gerçek anlamda olgunlaşır. Bu paylaşım, bireyi bencillikten uzaklaştırır ve toplumsal bağları güçlendirir. Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle ifade edilir:
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” (Âl-i İmrân 92) Bu ayet, gerçek iyiliğin fedakârlıkla mümkün olduğunu vurgular. Kurban da bu fedakârlığın en güçlü tezahürlerinden biridir. İnsan, Allah için verebildiği ölçüde büyür, paylaştığı ölçüde zenginleşir. Kurban aynı zamanda bir şükür ifadesidir. İnsan, sahip olduğu nimetlerin farkına vardıkça Allah’a daha çok şükreder. Kurban kesmek, Allah’ın verdiği rızıkların bir teşekkürüdür. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulur: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser 2) Bu ayet, kurban ibadetinin doğrudan Allah’a yönelen bir kulluk eylemi olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu noktada kurbanın öğrettiği adanmışlık bilinci, sadece belirli günlerle sınırlı kalmamalıdır. Kurbanla öğrenilen teslimiyet, insanın hayatının tamamına yayılmalıdır. Mümin, yalnızca malını değil; ibadetini, zamanını, hayatını hatta ölümünü dahi Allah’a adama şuuruna ulaşmalıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’âm 162)
Bu bilinç, özellikle gençlik döneminde daha büyük bir anlam kazanır. Gençliğin taşıdığı dinamik enerji, azim ve kararlılık; sadece dünyevi hedefler için değil, İslami hayatı yeniden başlatmak ve O’nun nizamının yeryüzünde yeniden hâkim kılınması yolundaki fikri mücadele için de seferber edilmelidir. Çünkü gençlik, adanmışlığın en güçlü şekilde ortaya konabileceği bir dönemdir. Bu enerjinin doğru yönlendirilmesi, hem bireyin hem de toplumun geleceğini şekillendirir.
Kurbanın öğrettiği fedakârlık ve adanmışlık ruhu, gençlerin kalbinde bir bilinç olarak yer ettiğinde bu bilinç sadece bireysel bir ibadet anlayışıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluğa dönüşür. Mümin, bu bilinci sadece yaşamakla kalmaz, aynı zamanda çevresine de aktarır. Böylece kurban, sadece bir ibadet değil; nesilden nesile aktarılan bir bilinç hâline gelir.
Sonuç olarak kurban paylaşmaktır fakat bu paylaşım sadece etin dağıtılması değildir. Kurban, Allah’a teslimiyetin paylaşılmasıdır. Kurban, ümmet olma bilincinin paylaşılmasıdır. Kurban, fedakârlığın, tevekkülün ve adanmışlığın paylaşılmasıdır. Kurban, insanın Allah için vazgeçebilmeyi öğrenmesidir. Gerçek kurban, yalnızca kesilen hayvan değil; insanın Allah yolunda vazgeçebildiği her şeydir. İşte bu bilinçle yerine getirilen kurban ibadeti hem bireyi olgunlaştırır hem de toplumu diri tutar. Çünkü kurban, sadece bir ibadet değil; aynı zamanda bir bilinç, bir duruş ve bir teslimiyet çağrısıdır.








