Logo
Logo

Command Palette

Search for a command to run...

KENDİNİ İSLAM’DA BULMAK

Tevfik Faruk Demirci
25 Kasım 2025
KENDİNİ İSLAM’DA BULMAK
KENDİNİ İSLAM’DA BULMAK
İnsan, inandığı gibi yaşar. Eğer inandığı gibi yaşayamazsa, başkalarının şekillendirdiği hayatın içinde kendi öz benliğinden uzaklaşır. Bugünün dünyasında gençliğin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur: kimlik kaybı. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilgiye ulaşım kolaylaşmış olsa da bu süreç, gençlerin manevi anlamda güçlenmesini sağlamamış; aksine içsel bir boşluğun büyümesine yol açmıştır. Dijital dünyanın hızlı tüketilen içerikleri, gençleri hem zihinsel hem ruhsal anlamda yorarken aynı zamanda sürekli bir kıyaslama hâlinde yaşamaya itmektedir. Sahte mutluluklar, yapay başarı hikâyeleri ve filtrelenmiş hayatlar; gençlerin kendi gerçekliklerini değersiz görmelerine neden olmaktadır.
Yapılan son araştırmalar, gençlerdeki psikolojik kırılganlığın özellikle modern yaşam tarzıyla paralel şekilde arttığını göstermektedir. Aile içi iletişimdeki zayıflama, sosyal bağların kopması, şehir yaşamının oluşturduğu yalnızlık hissi ve eğitim sistemindeki başarı baskısı; gençlerin ruhsal dayanıklılığını azaltmaktadır. Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi’nde yayımlanan bulgular, ekonomik kaygıların ve sosyal dışlanmanın gençlerde değersizlik duygusunu artırdığını ve bunun doğrudan depresyon, kaygı bozukluğu ve intihar eğilimine yansıdığını ortaya koymaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise her yıl yaklaşık 700.000 kişinin intihar ederek hayatını kaybettiğini, bu trajik kaybın önemli bir bölümünün gençlerden oluştuğunu vurgulamaktadır.
Kimlik arayışındaki genç, çoğu zaman kendisini ifade edecek güvenli bir alan bulamamaktadır. Sosyal medya aracılığıyla kurulan yüzeysel ilişkiler; iletişimde derinliği yok etmekte ve bireyin aidiyet duygusunu zayıflatmaktadır. Oysa aidiyet; insanın ruhsal bütünlüğünün temelini oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Kendisini bir topluma, bir kültüre, bir değere ait hissedemeyen genç; zamanla yalnızlaşır, içe kapanır ve hayatın anlamını kaybetmeye başlar. Bu yalnızlık, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda manevi bir boşluk üretir. İnsan anlam arayan bir varlıktır ve anlam bulamadığında öz benliğinden uzaklaşır.
Yabancı kültürlerin baskın etkisiyle şekillenen yaşam tarzları da gençlerin kendi kimliğini inşa etmesini zorlaştırmaktadır. Popüler kültür, tüketimi merkeze alan yaşam biçimleri ve anlık hazlara odaklanan modern eğlence anlayışı; genci daha da köksüz hâle getirir. Öz değerlerinden kopan bir genç, kendisini neyin mutlu edeceğini bilemez hâle gelir. Çünkü insan ruhu geçici hazlarla değil; kalıcı anlamlarla tatmin olur. Manevi değerlerden uzaklaşan kişi, iç huzurunu da kaybeder.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen araştırmalar, dini inancın gençler üzerinde güçlü bir koruyucu etki oluşturduğunu göstermektedir. Maneviyat; bireyin dayanıklılığını artırır, stresle başa çıkmasını kolaylaştırır ve zorluklar karşısında umut duygusunu canlı tutar. İbadet, dua ve tefekkür; insanın hem zihinsel hem ruhsal dünyasını düzenleyen güçlü unsurlardır. Genç; kendisini Allah’ın huzurunda sorumluluk bilinciyle konumlandırdığında, hayata dair bakışı değişir. Çünkü İslam, insanı hem içsel hem toplumsal anlamda dönüştüren bir nizam sunar. Kur’an’da geçen “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi içindir.” (En’âm 162) ayeti, müminin hayatının merkezine tevhid ilkesini yerleştirir ve kimliğini sağlam bir temele oturtur.
Manevi kimliğini bulan genç, yalnızca kendi iç dünyasında değil; toplumsal ilişkilerinde de güçlü bir duruş sergiler. İslam’ın merhamet, adalet, sabır ve iyilik merkezli yaklaşımı; bireyin karakterini güçlendirir. Manevi destek sistemi güçlü olan toplumlarda gençlerin kendilerini yalnız hissetme oranı büyük ölçüde düşmektedir. Aile, okul, arkadaş çevresi ve toplumun geneli; merhamet temelli bir dil ve yaklaşım benimsediğinde genç nesil daha sağlıklı yetişmektedir. Buna karşılık baskıcı, dışlayıcı ve ceza odaklı bir dini yaklaşım; gençlerde suçluluk, kırgınlık ve uzaklaşma hissi oluşturur. Bu nedenle gençlik için kurulacak manevi ortamın kapsayıcı, sevgi temelli ve anlayış dolu olması son derece önemlidir.
Kendini bulma, modern dünyanın dayattığı kimlik kalıplarından sıyrılarak fıtrata yönelmekle mümkündür. Fıtratına uygun yaşayan genç; daha özgüvenli, daha dirençli ve daha huzurlu olur. Çünkü huzur; özgürlük diye sunulan sınırsızlıkta değil, Allah’ın hikmetle belirlediği sınırların içinde saklıdır. İslam’ın sunduğu bu nizam, hem bireyi hem toplumu inşa eder. Kendini İslam’da bulan bir genç; hedef sahibi olur, sorumluluk şuuru gelişir ve hayata daha bilinçli bir bakış kazanır.
Sonuç olarak modern çağın gençleri, kimlik bunalımı, sosyal yalnızlık, başarı baskısı ve manevi boşluk arasında sıkışmış durumdadır. Ancak güçlü manevi bağlar, destekleyici aile yapısı, merhamet temelli bir toplumsal çevre ve doğru dini rehberlik; bu zorlukların üstesinden gelmede büyük bir rol oynar. Kendini İslam’da bulan genç; hem kendi ruh dünyasını ihya eder hem de topluma ışık olur. Yalnızca kendisi için değil, insanlığın iyiliği için de üreten, düşünen ve yaşayan bir bireye dönüşür. Böylece hem kendi geleceğini hem de ümmetin geleceğini inşa eder.
İslam kimlikten öte bir aidiyet değildir; İslam kimliğin bizzat özüdür. İslam, insanın hayatına yön veren temel yapıdır. Birey, sadece kendi iç dünyasını değil, etrafındaki her şeyi İslam’ın sunduğu ölçü, düzen ve hikmet ile tanımlar. Bu nedenle İslam, yalnızca bireysel bir inanç değil; hayatın tüm alanlarını kuşatan kapsamlı bir nizam sunar. İnsan, İslam’ın bu nizamına teslim oldukça hayatındaki dağınıklık toparlanır; düzen, anlam ve amaç kazanır. Anlamlı bir hayatın kapısı ancak İslam’ın sunduğu bu nizamla aralanır.