Logo
Logo

Command Palette

Search for a command to run...

SİSTEMİN KALIBINA SIĞMAYAN GENÇLİK

Abdurrahim Şen
24 Kasım 2025
SİSTEMİN KALIBINA SIĞMAYAN GENÇLİK
SİSTEMİN KALIBINA SIĞMAYAN GENÇLİK
“Z kuşağı” denilen kavram, gençleri toplumdan ayıran yapay bir etiket olmaktan öteye geçmez. Sanki bu gençler başka bir dünyadan gelmiş gibi sunulur; oysa durum nettir: Bu gençlik bir gecede ortaya çıkmadı. Gökten inmedi, ağaç kovuğundan da çıkmadı. Herkes gibi bu toplumun içinde, bu düzenin şartları altında yetişti. Dolayısıyla gençlerin bugünkü hâlinin sebebi onların “Z” diye adlandırılması değil; onları yetiştiren seküler kapitalist nizamdır.
Bu nizam; itaat eden fakat sorgulamayan, çalışan fakat düşünmeyen bir gençlik istedi ve büyük ölçüde bunu başardı. Bugün eleştirilen genç profilinin izini sürdüğümüzde, karşımıza doğrudan kapitalist düzenin ürettiği kimliksiz bir nesil çıkmaktadır. Bu sistem gençlere ölçüyü kaybettirdi; neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair teraziyi ellerinden aldı. Sonuç olarak hayatın amacını kavrayamayan, kendini tanımayan, yönsüz bir kitle ortaya çıktı.
Bugün gördüğümüz gençlik; aynı giyinen, aynı dizi ve videolarla büyüyen, aynı hayatı arzulayan, adeta tek bir kalıptan çıkmış robotlara dönüştü. Hal böyle olunca toplumun en güçlü halkası gençlik, insanlığı kalkındırma noktasında yetersiz kaldı. Kalkınma; bireyin insan, hayat ve kâinat hakkındaki fikriyle yükselmesidir. Bu da ancak sorgulama ile mümkündür. “Nereden geldim?”, “Nereye gidiyorum?”, “Niçin yaşıyorum?” soruları genç yaşta belirir. Bu sorular tatmin edici şekilde cevaplanmazsa ruhsal boşluk, kimlik krizi ve derin bunalımlar kaçınılmaz olur.
Seküler nizam işte tam buraya saldırdı. Gençlere varoluş gayesini unutturdu; kalplerini ve akıllarını meşgul eden temel soruların cevaplanmasını engelledi. Çünkü amaç açıktı: Amaçsız, yönsüz, kendi fıtratını unutan bir nesil oluşturmak. Oysa insan aklını hakem kılıp hakikati aradığında yol İslam akidesine çıkar ve kişi cevaplarını orada bulur. Nitekim Kur’an gençlerin iman gücünü şöyle anlatır: “Onlar Rablerine iman eden gençlerdi; Biz de onların hidayetini artırdık.” (Kehf 13)
Kapitalist kalıp en çok eğitim sisteminde kendini gösterir. Ezberci müfredat, sınava indirgenmiş başarı tanımı, tüketimi kutsayan bir yaşam tarzı… Tüm bunlar gençleri daha çocuk yaşta sistemin potasında eritmekte, dünyaya tek pencereden bakan bir nesil üretmektedir. Oysa İslam’ın hüküm sürdüğü dönemlerde gençlik; öğrenme aşkıyla, üretme heyecanıyla ve keşfetme cesaretiyle tanınırdı. Bugün ise bu özelliklerin yerini bilgisayar başından kalkmayan, sosyal medyada kaybolmuş, sahte hayatlara özenen bir kitle aldı.
Bu nedenle gençleri suçlamak anlamsızdır. Suç, sistemin bizzat kendisindedir. Zina bataklığı, uyuşturucu alışkanlığı, amaçsızlık, gelecek kaygısı, narsist bir özgüven… Bunların tamamı seküler düzenin ürünüdür. Çünkü sistem gençleri kendi ideolojisine göre şekillendirir. Sovyetler gençliğe komünist kültür aşılamıştı; bugünün laik düzeni ise gençleri İslam’dan uzaklaştırarak, dini hayattan kopararak aynı yöntemin seküler versiyonunu uygulamaktadır.
Bunun en yakın örneği yakın zamanda yaşandı: Bir üniversite öğrencisi, 10 Kasım törenine katılmadığı için gözaltına alındı. Çünkü sistem kendi dışında bir fikre tahammül etmiyor. Fikir üretmeye başlayan bir gençlik, bu düzenin sonunu getirebilecek güçtedir; işte bu yüzden düşünmek bile suç hâline getirildi.
Laik sistem Allah’ı hayattan çıkarınca gençler de ahireti unuttu. İnanç zayıfladı, değerler çöktü ve amaçsızlık derinleşti. Bu boşluk ise gençleri ya intihara, ya uyuşturucuya ya da tamamen yabancılaştıkları bir hayata sürüklüyor. Bunun acı örneklerinden biri olan, yaşamak için bir nedeni olmadığını ifade eden Furkan Çelep kardeşimizin son sözleri içimizi sızlatıyor: “…Kendi özümü, yeteneğimi öğrenemedim; bunun için çok uğraştım ve çaba gösterdim. Neyi sevdiğimi bilmiyorum, ne olmak istediğimi bilmiyorum, ne okumak istiyorum bunu dahi bilmiyorum. Benim yaşımdaki insanlarla aramda uçurum var, her konuda benden daha üstünler...”
Tüm bunlar bize tek bir gerçeği hatırlatıyor: Sorun gençler değil, sistemdir. Çorba tuzluysa kaşığı değiştirmek çözüm olmaz. Değişmesi gereken çorbanın kendisidir.
İslam ise insanı hayattan koparmaz; bilakis insanı hayatın merkezine yerleştirir. Gençliğe kimlik kazandırır, aklı berraklaştırır, fıtrata uygun bir yön verir. Nitekim ilk üniversiteleri kuran Müslümanlar, gençleri hem aklî hem ahlakî anlamda yetiştirmiş; dünyaya yön veren bir medeniyet ortaya çıkarmıştır.
Bugün de çözüm aynıdır: Beşerî aklın bozduğu düzeni, vahyin inşa ettiği nizam ayağa kaldırabilir. Gençliği kurtaracak olan; kapitalist sistemin kalıpları değil, İslam’ın sahih nizamıdır. Bu nizam hâkim olduğunda gençler; kimlikli, üretken, sorgulayan ve ümmetin derdini dert edinen bir nesle dönüşecektir.
Z kuşağı, yeni nesle verilmiş yapay bir isimden ibarettir. Sanki gençleri toplumdan ayıran, onları başka bir dünyanın insanlarıymış gibi gösteren bu tanım; bazı profesörlerin yeni keşfetmiş gibi lanse ettiği bir nesli tarif etmek için kullanılmaktadır. Bugün toplumda herhangi birine sorsanız, gençlerin işe yaramaz, faydasız, umursamaz bir kuşak olduğu yönünde benzer eleştiriler duyarsınız. Fakat mesele çok daha basittir: Bu gençler bir gecede ortaya çıkmadı; gökten inmedi ve ağaç kovuğundan yetişmedi. Onlar da tıpkı herkes gibi bu toplumun içinde, bu nizamın şartlarında yetişti.
Abdurrahim Şen - Ankara