15 Temmuz Darbe Girişimi ve Halkın İradesi Üzerindeki Oyunlar
Muhammed Bera Marşap
17

15 Temmuz 2016, Türkiye tarihine yalnızca başarısız bir darbe girişimi olarak değil, aynı zamanda Türkiye’deki müslümanların iradesinin sınandığı en kritik gecelerden biri olarak geçti. O gece Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki emperyalist güçlerin güdümünde olan bir grup tarafından devlet yönetimini ele geçirmek amacıyla bir darbe girişiminde bulunuldu. Bu coğrafyada yapılan ve yapılmaya çalışılan tüm darbelerin arkasında dün de bugün de hep batı ve kafirler vardı. Sömürgeci kapitalist devletler, Müslümanların tekrardan siyasi bir güç olmasının önünde engel olabilmek anlamında askeri ve siyasi her türlü darbeyi aparat olarak kullandılar. Yine geçmişte olduğu gibi savaş uçakları şehirlerin üzerinde alçak uçuş yaptı, Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı, köprüler kapatıldı ve silahlar bu kez düşmanlara değil, aynı milletin insanlarına çevrildi. Amaç yalnızca yönetimi değiştirmek değildi; aynı zamanda milletin iradesini silah zoruyla teslim almaktı.
Ancak darbecilerin hesaba katmadığı en önemli güç, milletin kendisiydi. Çağrılar yapıldıktan sonra binlerce insan hiçbir hazırlık yapmadan evlerinden çıktı. Kimi iş kıyafetiyle, kimi pijamasıyla meydanlara koştu. O gece sokağa çıkan gençlerin, tankların önüne atılan amcaların, meydanları dolduran teyzelerin yüklendiği misyon Allah’ın rızası ve mukaddesatı korumaktı. Gecenin karanlığında gönülleri aydınlatan korkudan çok tek bir kararlılık vardı. O da İslam’dı…
Ne yazık ki, o gecenin hemen ardından sinsi bir saptırma projesi devreye sokuldu. Müslüman halkın kanıyla, canıyla yazdığı bu şanlı direniş; egemen sistem tarafından "demokrasi nöbetleri", "demokrasi şehitleri" gibi tamamen batılı ve seküler kavramlarla ambalajlanarak halka geri satıldı. İnsanların uğruna can verdiği İslami değerler sinsice arka plana itilirken, Müslüman halk adeta laik, milliyetçi ve demokratik sistemin en büyük hamisi ve bekçisi konumuna getirilmek istendi. Bu saptırma projesiyle halkın saf inancı batıl ideolojilerin potasında eritilmeye çalışıldı. Oysa 15 Temmuz’u “Demokrasi Mücadelesi” olarak tanımak o gece verilen İslami mücadeleye ve ödenen bedellere yapılan en büyük haksızlıktır.
Yapılan her askeri ya da siyasi darbe, aslında o toplumun en büyük gücü olan gençliğin ve gelecek nesillerin hırsızlığından başka bir şey değildir. Toplumları kalkındıracak, insanlığı adaletle ileriye taşıyacak ve özelde Müslümanları yeniden yeryüzünün en hayırlı ümmeti seviyesine getirecek olan gençlerin hayallerine, hedeflerine ve yarınlarına vurulan her darbe, bir toplumun sac ayaklarını çökertmeyi hedefler. 15 Temmuz gecesi de sömürgeci batının asıl hedefi, Müslüman gençliğin geleceğine pranga vurmaktı. Ancak hesaba katamadıkları şey; bu toprakların gençliğindeki o muazzam İslami cevherdi. Kendilerine dayatılmak istenen karanlık geleceği ve vurulmak istenen kölelik zincirlerini asla kabul etmeyen Müslüman gençler, imanın verdiği o benzersiz ve sarsılmaz reflekstir. Ne pahasına olursa olsun gençlik o dik duruşu sergilemeye devam edecektir.
15 Temmuz’un getirdiği en büyük farkındalıklardan birisi de Türkiye’de yıllarca Siyasal İslam’ın etkisi altında kalmış, dini hayattan çıkarıp yalnızca ibadet ve iman gibi konularla sınırlayan bir nizamın altında yaşamış ve bunların neticesinde de İslam ideolojisi bakımından körelmelerini bekledikleri toplumun aslında hiçbir zaman körelmeyeceğinin ispatlanmış olmasıdır. Zira darbeden önce halka karşı çok net bir ümitsizlik hakimdi. İnsanlar tatbik edilen nizamı kabullenmiş algısı oluşturulmuş ve Allah’ın kanunları ile hükmeden bir devlet kurma idealinin halk nezdindeki reaksiyonunun zayıfladığı propagandası yapılıyordu. Ama halk darbeye ve aynı zamanda darbecilerin bildirgesinde de geçtiği üzere ‘’ Laik ve üniter’’ bir yönetim anlayışına karşı durdu. Kendilerinde hala o imanın ve İslami atmosferin var olduğunu herkese kanıtlamış oldu. Her ne pahasına olursun ümmetten umudu kesmememiz gerektiğini bizlere çok net bir şekilde gösterdi. İşte bu farkındalık bugün hala bizlere yol göstermeli ve çağımızın tiranlarına karşı mücadelede bizlere rehber olmalıdır. Bu millet defalarca İslami kimliğini ve imanının potansiyelini kanıtlamıştır ve gün geldiğinde de yine kanıtlayacaktır bi iznillah.
Sonuç olarak 15 Temmuz, yalnızca başarısız bir darbe girişimi değil, aynı zamanda halkın iradesini ortaya koyduğu ve İslami değerlere bağlılığını gösterdiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Dolayısıyla bu gecenin anlamı değerlendirilirken siyasi sonuçlara değil, insanların hangi duygularla meydanlara çıktığına bakılmalıdır. O gece ortaya çıkan birlik ruhunun, inancın ve fedakârlığın korunması; 15 Temmuz'un gerçek anlamının gelecek nesillere aktarılması ve aynı zamanda ümmetin gençlerinin hafızasını diri tutmak açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü unutulmamalıdır ki batılı güçler geçmişte yaptıkları gibi gelecekte de askeri ya da siyasi darbelerle canlarımıza, mallarımıza, dinimize ve gençlerimize karşı saldırılar yapacaktır. Bizler için en mühim olanı geçmişten ders çıkarmak ve vereceğimiz reaksiyonu da bu minvalde ortaya koymaktır. Bu da hiç şüphesiz İslam’a sarılmakla ve onun ışığında yürümekle olacaktır. Batılı kafirlerin en büyük korkusu ve bizim en büyük silahımız İslam’ın ta kendisidir. Onunla kalkınmalı ve onun ışığıyla kafirlerle mücadele etmeliyiz. İşte o zaman darbelerle geçen değil fetihlerle ve zaferlerle geçen bir yüzyıla tanıklık etmiş oluruz.
Sözlerimi noktalarken 15 Temmuz darbe girişiminde canları pahasına mücadele eden ve Allah rızasını gözeterek meydanlara koşan tüm müslümanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Amin…








