HİCAP ETMEZ MİSİNİZ?
Emre Gürbüz
28

HİCAP ETMEZ MİSİNİZ?
Bu dünyadan umacağım mizandır.
Korktuğum kes (kişi) bu mizanı bozandır.
(Bahtiyar Vahapzade)
İslam beldelerinde ne zaman bir sorun baş gösterse, ne zaman bir kargaşa çıksa, ne zaman bir masum çocuk gözyaşı dökse altından tek bir çıban çıkar: laiklik! Bugün de öyle oldu, yine laiklik ve laiklik sevdalıları yaptı yapacağını ve kadim İslam beldesi Azerbaycan’da laik ataklar görüldü.
Temmuz 2026’da, Genel Eğitim Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle Azerbaycan’da eğitim sisteminin laik niteliğine bir kez daha vurgu yapıldı ve olanlar oldu: Bakanlar Kurulu, 21 Eylül’de öğrencilere, 6 Ekim’de ise öğretmenlere yönelik kılık kıyafet düzenlemesini onayladı.
Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, devlete ait genel eğitim kurumlarında kılık kıyafet kullanımına ilişkin Bakanlar Kurulunun ilgili kararı uyarınca belirlenen kuralların uygulanmasının engellenmesi nedeniyle kamu düzenine yönelik ağır ihlaller yaşandığını açıkladı! Bununla da yetinmeyen Bakanlık, bir grubun okullarda eğitim personeli ile çatışma ortamı yarattığını, bazı eğitim kurumlarına zarar verdiğini ve okulların olağan faaliyetlerini aksatmaya çalıştığını açıkladı.
Bunlar da yetmedi, Azerbaycan devlet kanalı AzTV, yabancı aktörlerin, ülkenin laik devlet yapısıyla bağdaşmadığını belirttiği Orta Doğu tarzı teokratik bir modeli teşvik ederek Azerbaycan’ı zayıflatmak için dini bir silah olarak kullandığını söyledi. Aynı kanal, yetkililerin “Arap ve Fars değerlerini” ülkeye sokma ve dinî indoktrinasyon yoluyla Azerbaycanlı çocukları etkileme girişimlerine direneceğini belirtti.
Başka bir yandan Azerbaycanlı aydın (!) araştırmacı yazar Aida Eyvazlı Göytürk de çağdaşlık adı altında, İslam’a olan kinini açıkça savurdu: “Azerbaycan şeriat veya Arap Bedevi kanunlarıyla yönetilmez, sivil dünya kanunlarıyla yönetilir. Çocuklar, sivil dünyaya sivil baksınlar. Çocukların beyinlerini şeriat fikirleri ile doldurmasınlar çünkü biz bu vatanı yobazlara vermeyeceğiz.”
Düzenlemeler ve belirtilen benzer açıklamalardan sonra kimi okullarda başörtülü öğretmen ve öğrencilerin okula girmemesi için barikatlar kuruldu, kimi olaylarda birçok Müslüman gözaltına alındı…
Evet, sanki bir yerlerden bu söylem ve eylemler bize çok ama çok tanıdık geldi. Üniversite kapısında bekleyen tesettürlü kızlar, gözyaşlarıyla sahneden indirilen öğrenciler, bitmek tükenmek bilmeyen İslam düşmanlığı… Fail, her zamanki gibi pusuda yatan laiklikti!
Laiklik naraları altında zulüm devam ederken Azerbaycanlı Müslümanlar, özellikle genç fidanlar, bu zulme karşı dik durabilme erdemini gösterdi. Halk, “Hicab bizim namusumuzdur.” sloganlarıyla protesto eylemleri düzenledi.
Minik kalpler, okullarına alınmayan başörtülü arkadaşlarına “Hicabını açma!” diye seslenerek onlara destek oldular. Pankartlarında “Diyorlar ki emir yukarıdan geldi. Anlamıyorlar ki bize gelen emir de yukarıdandır. Hem de yedi kat göklerin üzerinden!” yazarak duruşlarını sergilediler.
Peki, Türkiye bu süreçte ne yaptı? Gazze süreçlerinde olduğu gibi Türkiye’de yine Azerbaycan’daki başörtüsü zulmüne cılız kınamalar eşlik etti. “Eğitim hakkı hiçbir ideolojik dayatmaya kurban edilemez.” gibi söylemlerle süreç geçiştirildi. Hatta Azerbaycan’ı hedef alan bazı grupların parti veya hükûmetle bağlantısı olmadığı söylenildi.
Böylelikle “İki devlet, tek millet!” sloganı, “İki devlet, tek millet, tek laiklik!” evrenine genişlemiş oldu. Türkiye’de “28 Şubat bin yıl sürecek!” diyenlerin argümanlarıyla laik Azerbaycan kanadının Arap-Fars kültürü üzerinden laiklik güzellemeleri ve eylemleri birbiriyle yarışır hâle geldi.
Acı olan, Azerbaycan’daki bu yasak karşısında sessizliğini sürdüren güç sahiplerinin varlığı. Reel politik, ulusal çıkarlar, konjonktür, devletler arası ilişkiler onların dünyasında öyle bir hâl aldı ki bu argümanlar onlar nezdinde Allah’ın emrinden daha önemli bir konuma yükseldi. Menfaat ekseni, hayatın her alanını kuşatmış oldu.
Onlara ve ses çıkarmadıklarına söylenecek söz ancak şudur: “Hicap etmedikten/utanmadıktan sonra dilediğini yap!”
Sözlerimizi Azerbaycanlı şair Mirze Elekber Sabir’in, ümmetin içinde bulunduğu çaresizlikten hareket edip ümmetin ve toplumun izzetini, azametini kaybettiğini ve zillet içinde bulunduğunu Nebi Aleyhisselam’a şikâyette bulunduğu dizelerle bitirelim:
Ya Nebiyye’l-müslimin! Ey Hak Teâlâ rahmeti!
Çok fenadır emrimiz, derk eyle hâl-i ümmeti,
Getdi izzet, batdı şevket, tutdu zillet milleti,
Eleman, sümme’l-eman.
(emrimiz: durumumuz, derk eyle: anla, şevket: büyüklük, eleman: yardım et, sümme’l-eman: yine yardım et)








