Lozan: Zafer mi, Hezimet mi?
Abdurrahim Şen
75

I. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti, tarihinin en ağır yıkımlarından biriyle karşı karşıya kalmıştı. Akbabalar gibi bekleyen İtilaf Devletleri, Osmanlı’nın aldığı bu darbeyi kalıcı hâle getirmek üzere İslam dünyasının hamisi olan hilafeti tamamen ortadan kaldırmak için kolları sıvadılar. Çünkü sömürgeciler, Müslümanların uğradıkları her yıkımdan sonra yeniden hilafetle ayağa kalktığını anlamışlardı.
Başta İngiltere olmak üzere İtilaf Devletleri, İslam dünyasının belini bir daha doğrultmasına müsaade etmemeye kararlıydı. Bu doğrultuda atılan ilk stratejik adım, Anadolu’da başlayan kurtuluş mücadelesi sürecinde Mustafa Kemal’i Halife'nin karşısında güçlü bir figür olarak konumlandırmak oldu. Hemen ardından devreye sokulan Sevr projesiyse Sultan Vahdeddin’in halk nezdindeki itibarını zedelemeye yönelik bir algı operasyonuna dönüştü ve Mustafa Kemal’in elini güçlendirdi. Gerçekte Sevr ne Halife’nin ne de Meclis-i Mebusan'ın onayını almıştı. Sevr hukuken geçersiz bir kâğıt parçasından ibaretti. Nihayetinde Lozan süreciyle birlikte Müslümanların hilafetsiz kaldığı o dönüm noktası yaşanmış oldu.
“Lozan bir zafer mi yoksa bir hezimet mi?” sorusuyla ne kastedildiği iyi anlaşılmalıdır. Çünkü bir insanın Lozan’a dair hükmü, temelde hangi dünya görüşüne sahip olduğuyla ilgilidir. Seküler bir akideye ve milliyetçi bir paradigmaya sahip kimselerin Lozan’ı bir “zafer” olarak görmesi kendi içinde tutarlıdır zira onların bakış açısı, sözü edilen sınırlar üzerine kuruludur.
Lozan’a İslam akidesinin penceresinden bakan bir kimse, bu antlaşmanın Müslümanlar için hezimet olduğunu görür. Çünkü Lozan; Allah’ın (cc) hükümlerinin hayat sahasından silinmesine zemin hazırlamış, hilafetin kaldırılmasına yol açmıştır.
Lozan sadece yeni kurulacak devleti değil, tüm İslam âlemini yakından ilgilendiriyordu. Çünkü bu masada, yüzyıllardır Müslümanların koruyucusu olan hilafetin tasfiyesi planlanıyordu. Konferansta Türkiye delegasyonunu İsmet İnönü, Rıza Nur ve Hasan Saka temsil ediyordu. Lozan; Batı’nın Müslümanlara karşı intikamını masa başında aldığı yerin adıydı. Öyle ki heyet başkanı İsmet İnönü’nün Lozan dönüşü Tren Garı’nda sarf ettiği “Bağımsızlık uğruna ne istedilerse verdim.” sözü, masadaki tavizlerin ne denli büyük olduğunu ortaya koyuyordu.
Lozan’ın bir hezimet olarak nitelendirilmesindeki temel gerçek, doğrudan Müslümanların hilafet makamını hedef almasıdır. Şimdi olayların başlangıcına, Lozan’ın arifesine dönelim. Çünkü hilafetin tasfiyesi Lozan’ın arifesinde başlamıştı.
İngilizlerin Lozan’a hem İstanbul’u hem de Ankara’yı davet etmesi, Ankara Hükûmetine verilmiş bir notaydı. İngilizler “İsteklerimiz yerine gelmezse İstanbul Hükûmeti ile yola devam ederiz.” diyorlardı âdeta. Bunun üzerine Ankara Hükûmeti, Mustafa Kemal’in kararıyla Halife'nin yetkilerini elinden alma ve Vahdeddin’i azletme yoluna gitti. Meclisteki hilafet yanlısı vekiller buna karşı çıksalar da İngilizlere göbekten bağlanıldığı için onların gösterdiği yoldan dönülmesi imkânsızdı. Böyle bir oldubittiyle Halife'den saltanat yetkisi alındı. Bu olay, heyet Lozan’a davet edildikten 14 gün sonra (1 Kasım 1922’de) gerçekleşmişti. Ardından Ankara Hükûmeti, Konferans’a tek taraf olarak gitmeyi hak etmişti. Ancak İngilizler için bu, kafi değildi.
İlk Lozan görüşmelerinin akabinde Lozan tutanaklarındaki kayıtlara yansıyan gerçekler çok geçmeden anlaşıldı. İngilizlerin liderliğindeki İtilaf Devletleri, Lozan’a gelen TBMM heyetinden dört şartın acilen yürürlüğe geçirilmesini talep etmişlerdi. Bu şartlar; devletin laikliğe dayandığının ilan edilmesi, hilafetin kaldırılması, Halife ve ailesinin sınır dışı edilmesi ve Halife'nin mallarının müsaderesinden oluşuyordu.
Lozan’daki ilk görüşmelerin ardından Ankara’ya dönen heyet, Mustafa Kemal’le birlikte İngilizlerin sunduğu şartları değerlendirdi. İstişarelerden sonra müzakerelerin kesintiye uğramasının ardından delegasyonlar 23 Nisan 1923’te tekrar masaya oturdular. Hazırlanan antlaşma metnini Ankara adına İsmet İnönü imzalayacaktı fakat Ankara’daki İcra Vekilleri Heyeti, antlaşmanın getireceği sorumluluğu üstlenmek istemediği için imza talimatı vermekten kaçınıyordu. Hükûmet üyeleri, imza konusunda çekimserliklerine rağmen Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’ye karşı cephe açmaya da cesaret edemediler.
Yaşanan idari tıkanıklık üzerine Mustafa Kemal inisiyatif alarak hükûmetin vermesi gereken imza yetkisini tek başına üstlendi. 18 Temmuz 1923’te Lozan’a gönderdiği telgrafta kararlılık sergileyerek imzaların atılması talimatını iletti. Günlerdir baskı altında bekleyen İsmet Paşa ise aldığı onay mesajı üzerine Mustafa Kemal’e olan bağlılığını bir kez daha gösterdi.
Böylece Hükûmet devre dışı bırakıldı, devredilen yetkiyle hareket eden İsmet İnönü, 24 Temmuz 1923’te Lozan’ı imzaladı. Ancak mevcut meclis yapısının bu antlaşmayı onaylamayacağı çok açıktı. Bu engeli aşmak adına meclis iradesine müdahale edilerek parlamento feshedildi. Ardından her kararı sorgusuz sualsiz tasdik edecek kişilerden seçilen İkinci Büyük Millet Meclisi, 2 Ağustos 1923’te göreve başladı. Yeni meclis, kendisinden beklenen ilk hamleyi yaparak 28 Ağustos 1923’te Lozan’ı hızla onayladı.
Lozan Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle İngilizlerin öne sürdüğü şartlar da birer birer hayata geçirilmeye başlandı. 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edilerek devletin laik temellere oturtulacağının teminatı verildi. Ardından 3 Mart 1924’te hilafet kaldırıldı, hemen ertesi gün Halife ve ailesi yurt dışına sürgün edilerek hanedanın mal varlıklarına el konuldu.
Böylece Ümmet başsız bırakıldı. Hilafetin kaldırılmasının ardından başlayan zulümler bugün bile bitmiş değildir. Batı, topraklarımızı sömürmeye devam ederken İslam coğrafyasında Müslümanlara tecavüz, ölüm ve sürgün reva görülmektedir. Hilafetin yokluğu, İslam beldelerinde ortak bir siyasi iradenin oluşmasını engelledi. Müslüman toplumlar farklı sınırlar ve yönetimler altında parçalanmış bir yapı içerisinde yaşamaya devam etti. Bu durum, Müslümanların yaşanan krizlerde ortak hareket etmelerini tamamen ortadan kaldırdı.
İslam coğrafyasındaki yönetimler, Allah’ın “Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol vermez.” emrine rağmen Batılı kafirlerin kendi üzerlerinde otorite kurmalarına izin verdiler. Şimdi sormak gerekir: İslam dünyasını başsız ve savunmasız bırakan bu Lozan, bir hezimet değil de nedir?








