Müfredat ve Şahsiyet
Emre Gürbüz
18

Eğitim müfredatları yalnızca hangi bilgilerin öğretileceğini belirleyen teknik düzenlemeler değil; devletin istediği ideal insan profilini yani şahsiyetini oluşturmak adına düzenlenen resmî belgelerdir. Devlet hangi temel fikirden besleniyorsa ona göre eğitim müfredatını şekillendirir ve bu müfredata göre şahsiyetler oluşturur. Yani bir devlet, dini hayattan ayırma temel fikrine dayalı bir ideolojiye sahipse toplumdaki bireyleri bu doğrultuda eğitmeye çalışır. Ancak bir devlet, vahiy kaynaklı bir ideolojiye sahipse toplumdaki bireyleri insan fıtratına uygun bir şekilde eğitmeye, bu doğrultuda şahsiyetler oluşturmaya yönelik adımlar atar.
Peki, bir şahsiyet nasıl oluşturulur? Bunun için öncelikle şahsiyetin tanımını yapmak gerekir. Şahsiyet, akliyet/zihniyet ve nefsiyetten oluşan bir yapıdır. Dünyada olup biteni belirli bir bakış açısına göre idrak eden insanda zihniyet oluşur. İçgüdülerini ve bedensel ihtiyaçlarını hayata dair mefhumlarla doyuran bir insanda ise nefsiyet oluşur. Dolayısıyla şahsiyet, dünyada olup bitenleri akletme ve onlara yönelme sırasında, insanda tek esasa dayalı tek yön belirlemektir. Bununla birlikte şahsiyet, insandaki fikir ve meyilleri bir esasa göre düzenlemekle elde edilir.
Şahsiyeti oluştururken temel alınan esas, bir ya da birden fazla olabilir. Eğer birden fazla esas, temel kabul edilirse fikir ve meyiller adına birçok kaide konulmuş olur ve bu da şahsiyet karmaşasına yol açar. Fikirler ve meyiller için tek bir esas dikkate alındığında ise gerçek bir şahsiyetin temelleri atılmış olur.
Bu durumu bir örnekle açıklamaya çalışalım. Bir kişi; Müslüman olarak kendini addediyorsa onun şahsiyeti İslami temellere göre geliştirilmelidir. Eğer bu kişi İslam haricinde fikrî esasları da -kapitalizm ya da komünizm gibi- temel alıp bir şahsiyet oluşturmaya çalışırsa bu, karmaşık bir şahsiyet meydana getirir. Bu ise insan fıtratına aykırı bir şahsiyet oluşturma mekanizmasıdır.
Günümüzde toplumunda da şahsiyet karmaşası yaşayan, şahsiyet karmaşası yaşamasa da fikrî temellerini Batı kaynaklı ideolojilere oturtan bireyler; toplumda karmaşa ve fesada yol açmaktadır. Son dönemlerde laik temellere oturtulmuş eğitim müfredatı ile yetişen şahsiyetlerin yol açtığı felaketler bu durumun canlı örnekleridir.
14 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde bir genç tarafından gerçekleştirilen okul saldırısı, toplumumuzu derinden sarsmıştı. Hemen ertesi gün Kahramanmaraş Onikişubat ilçesi Ayser Çalık Ortaokulunda okul saldırısı gerçekleşti. Okulun 14 yaşındaki erkek öğrencisi; yanında getirdiği 5 tabanca ve 7 şarjör ile dokuzu öğrenci, biri öğretmen olmak üzere 12 kişiyi öldürdü ve 13 kişiyi yaraladı. Henüz ilk saldırının şoku atlatılamamışken ertesi gün gerçekleştirilen bu saldırı toplumda büyük bir tedirginliğe yol açtı. 2026-2027 eğitim öğretim yılı da Manisa Turgutlu İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde gerçekleştirilen silahlı saldırıyla açılışını yaptı!..
Bu ve bunun gibi örnekleri, günümüz müfredatıyla eğitilen gençlerde çoğaltmak elbette mümkün. Peki, doğru bir şahsiyet eğitimini gerçekleştirecek müfredat temellendirilmelidir? Bu sorunun cevabı elbette insan, hayat, kâinat ve bunların sorunlarına dair çözümlerin düğümlendiği akidede saklıdır. Bu akide ise sahih bir kaynaktan temelini almalıdır. Yeryüzündeki tek sahih akide ise İslam’dır.
İslam akidesi, “Yaradan Rabbinin adıyla oku!” ayetiyle yeryüzünde var olmaya başlamış, müfredatın da nasıl olması gerektiğini dair ipuçları vermiştir. İnsanın bir yaratıcı tarafından yaratıldığının idrak edilmesi (ruh) temeli üzerine inşa edilen İslam akidesi, müfredatın da bu esasa dayalı olmasını öngörmüştür.
İslam, insanın ve kâinatta var olanların bir yaratıcı tarafından yaratılmış olduğu (ruhi yön) kabulüyle hareket eder ve ruhaniyeti yani Yaratıcı ile olan alakanın idrak edilmesinin insan üzerindeki etkisini baz alır. Bu temel fikirden hareketle bir otokontrol mekanizması oluşturan İslam, eğitim müfredatını da bu yönde şekillendirir. Böylece kişi, yalnızken ya da toplum içindeyken Yaratıcı’nın kendisini gözettiğini ve onun her bir adımını takip ettiğini bilir ve amellerini ona göre şekillendirir.
Sözü edilen temel anlayıştan hareket eden kişi günümüzde olduğu gibi sadece kariyer odaklı ya da hayattan alabildiği tüm zevkleri alabilme ideali ile değil, Rabbini razı etme ideali ile hayat yolculuğundaki seyrine devam eder. Bu da toplumda yüksek ideallerle yetişen bireylerin var olmasını sağlayan bir müfredatla hayat bulur.
Müfredat konusu ile ilgili değinilmesi gereken bir diğer nokta ise müfredatın kendi başına şahsiyet oluşturma noktasında yeterli olmayacağıdır. Müfredat ile toplum üzerine uygulanan nizamların temelleri de aynı kaynaktan beslenmelidir. Eğer müfredat İslami olursa ve de toplumda uygulanan hukuki, iktisadi, içtimai nizamlar farklı kaynaklardan beslenirse bu da toplumda bir karmaşaya yol açar.
Söz konusu edilen alanlarla ilgili, bütüncül bir bakış açısı sağlanır ve her bir nizam Âlemlerin Rabbi’nin kulu olma bilinciyle temellere oturtulursa sahih şahsiyetler topluma kazandırılır. Yani müfredat, toplumsal kalkınma ve gelişmeyi sağlamada kendi başına yeterli bir argüman değildir. Devletin ve toplumun tüm organizmaları sahih temellere oturtulduğunda toplumsal çöküntünün önüne geçilecek ve düzgün şahsiyetli nesiller yetişecektir. İşte, gerçek çözüm budur!








