Öğretmenin İtibarı, Yaşadığı Toplumun Fikri Yansımasıdır
Fatih Toramantekin
34

Öğretmenin İtibarı, Yaşadığı Toplumun Fikri Yansımasıdır
İnsanlık tarihi boyunca toplumların yükselişi veya çöküşü, yetiştirdikleri nesillerin niteliğiyle doğrudan bağlantılı olmuştur. Bir medeniyetin geleceğini inşa eden, ham ruhları işleyip onlara yön veren, toplumun ahlaki ve fikri harcını karan en yegâne mimarlar ise öğretmenlerdir. İnsanı merkezine alan, ona değer veren ve geleceğini sağlam esaslar üzerine kurmak isteyen her nitelikli yapı, öğretmeni sadece bir meslek icra edeni olarak değil, toplumun en kıymetli, en dokunulmaz ve en hürmete layık varlığı olarak görür. Çünkü öğretmen, bilgiyi aktaran bir vasıta olmanın çok ötesinde, karanlıkları aydınlatan bir meşale, karakter inşa eden bir mürebbi ve toplumun ruhunu ayakta tutan ana sütundur. Bir toplumun fikri seviyesini, geleceğe dair ufkunu ve insani değerlere verdiği kıymeti anlamak için öğretmene biçtiği değere bakmak fazlasıyla yeterlidir.
Ne var ki içinde bulunduğumuz çağda, insanı ve emeği sadece maddi bir meta olarak gören kapitalist sistem, eğitimin ve öğretmenin bu ulvi konumunu derinden sarsmıştır. İnsani değerler yerine kâr hırsını, sermayeyi büyütmeyi ve ölçüsüz tüketimi merkeze koyan bu düzen, ne yazık ki başarıyı ve saygınlığı yalnızca sahip olunan maddi imkânlarla ölçer hale gelmiştir. Manevi derinliği, hikmeti, ilmi ve merhameti ikincil plana atan kapitalist anlayış içerisinde öğretmen; geçim sıkıntısıyla boğuşan, mesleki saygınlığını kaybetmiş ve kurumsal olarak yalnız bırakılmış bir bireye dönüştürülmüştür. Sınıftaki otoritesinden ve disiplin yetkilerinden mahrum bırakılan, mesleki motivasyonu ekonomik yetersizliklerle törpülenen öğretmenlerimiz, toplum nezdinde hak ettikleri o yüksek statüyü yitirmişlerdir. Eğitimi bir müşteri-hizmet ilişkisine indirgeyen bu sistem, öğretmenin saygınlığını zedelemiş; öğrencinin gözündeki rehber ve muallim imajını değersizleştirerek nesillerin kuralsız, hürmetsiz ve yönsüz kalmasına yol açmıştır.
Oysa dönüp tarihe ve İslam medeniyetinin temel esaslarına baktığımızda, öğretmenin ve ilmin tutulduğu yerin bambaşka bir ulviyete sahip olduğunu görürüz. İslam, ilme ve o ilmi insanlığa aktaran muallimlere eşsiz bir paye vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyurularak bilginin ve bilgiyi taşıyanın üstünlüğü açıkça beyan edilmiştir. Bütün peygamberler insanlığı eğiten birer muallim olarak gönderilmiş, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de "Ben ancak bir muallim olarak gönderildim." diyerek öğretmenlik mesleğinin kudsiyetini ve kendi risaletinin temel işlevini bizzat ilan etmiştir. İslam devletinin ilk yıllarından itibaren eğitim, toplumun en hayati meselesi kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'de Mescid-i Nebevî’yi inşa eder etmez hemen yanı başına Suffe adında bir eğitim merkezi kurmuş, burada yetişen ashabı dünyanın dört bir yanına öğretmen olarak tayin etmiştir. Hatta Bedir Savaşı'nda esir düşen okur-yazar okuma bilmeyen müşriklerin, on Müslüman çocuğa okuma-yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakılması, İslam’ın ilme ve öğretmene verdiği değerin dünyada eşi benzeri olmayan bir tezahürüdür. İslam kültüründe alime ve öğretmene hürmet bir erdem değil, imani ve ahlaki bir sorumluluktur. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.), "İlim öğreten, ya ilim öğrenen ya dinleyen ya da bunları seven ol; beşincisi olma, helâk olursun. " buyurarak, eğitimin ve öğretmenliğin bir medeniyetin varlık sebebi olduğunu ortaya koymuştur.
Mevcut bunalımdan çıkışın ve öğretmenlik mesleğine o eski, kutsal saygınlığını yeniden kazandırmanın biricik yolu; batının materyalist, insanı tüketime sevk eden eğitim anlayışından sıyrılıp yönümüzü İslam’ın ilme ve insana değer veren köklü medeniyet kodlarına çevirmektir. Öğretmeni bir eğitim işçisi veya ekonomik bir figür olarak değil, Peygamber mirasını taşıyan bir rehber olarak gören bu anlayış hakim kılınmalıdır. Eğitim sistemimizi yeniden inşa ederken; öğretmenin maddi kaygılardan arındırıldığı, itibarının kanunlarla ve toplumsal bilinçle korunduğu, sınıftaki otoritesinin yeniden tesis edildiği bir düzen kurulmalıdır. İslam'ın eğitime yüklediği merhamet, örnek olma, sorumluluk bilinci ve karşılık beklemeden Allah rızası için insan yetiştirme ilkeleri, eğitimimizin ana omurgası haline getirilmelidir. Ancak öğretmeni merkezine alan, ona hak ettiği hürmeti ve imkânları sunan bir anlayışa dönüldüğünde, hem öğretmenlerimiz yeniden hak ettikleri itibara kavuşacak hem de toplumumuz ahlaklı, fikir sahibi ve güçlü nesiller yetiştirerek gerçek anlamda felaha erecektir.








